Beslenme ve diyet uzmanı Taylan Kümeli, kilolarıyla başı dertte olanların imdadına yetişiyor. Yazdığı özel diyetlerle hem sağlıklı beslenmeyi öğretiyor hem de zayıflatıyor.
Bugüne kadar o kadar çok ünlü ismi zayıflattı ki artık herkes bu başarının sırrını merak ediyor.
Klinik diyetisyen ve beslenme uzmanı Taylan Kümeli bu kadar aranılan bir diyetisyen olmasının sırlarını, diyet çılgınlığına karşı sağlıklı beslenmenin püf noktalarını sabah 09.30’da girip, akşam 21.30’da çıktığı Nişantaşı’ndaki ofisinde anlattı. Taylan Kümeli çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor…
En çok tercih edilen diyetisyenler arasındasınız. Farkınızı nasıl ortaya koyuyorsunuz?
Çok samimi ve inanarak söylüyorum. Bir kere hangi işi yaparsanız yapın, insana yönelik bir meslek seçtiğinizde kendinizi çok iyi tanımalısınız. Artı ve eksilerinizi bildiğiniz zaman, onları düzeltmek için daha duyarlı oluyorsunuz. Benim en büyük farklılığım, mesleki kaygılarımla birlikte kendimi geliştirmek ve ileriye götürmek olabilir. Ama bu asla hırs olarak değerlendirilmemeli. Çünkü ben diğer meslektaşlarımın; daha doğrusu mesleğine saygı duyan bütün meslektaşlarımın bu işi çok iyi yaptığını düşünüyorum. Kendinizi yenileyerek ileriye gittiğinizde ve ileriye dönük planlar yapmaya başladığınız zaman zaten farklı olmaya başlıyorsunuz.
Ben buraya gelenleri sadece zayıflamaya gelen insanlar olarak görmüyorum. Hepsi benim için bir dünya. Her birinin içine girdiğiniz zaman bir sürü şeyle zenginleşiyorsunuz ve o zenginlik sizi başka bir zenginliğe götürüyor. Zaten başka türlü bu kadar kolay katlanılamaz günde 40 tane hasta bakmaya. Gelenlerle bir sürü şey yaşıyorsunuz ağlıyorsunuz, seviniyorsunuz, endişeleniyorsunuz, kilo verdiğinde zıplıyorsunuz, aldığında kahroluyorsunuz ama asla kızmıyorsunuz. Bir diğer farklılığım da sabır galiba.
Peki, size yüksek beklentilerle mi geliyorlar?
Burada mesleki becerinizin en yüksek olduğu noktalardan birine değinmek gerekiyor. Bir kere bu işi yapmak için ikna yeteneğinizin çok yüksek olması gerekiyor. Bize daha çok tavsiye ile geliyorlar. Bu şekilde gelenler de bize daha çok inanıyor ve daha kararlı oluyor. Çünkü o kadar çok başarı örneği görüyorlar ki bize daha çok güveniyorlar.
Buraya her kesimden insan geliyor. Çünkü ben bu mesleğe başlarken bana “A” şahsı veya “B” şahsı gelecek diye başlamadım. Benim için önemli olan dünyanın neresinde olursa olsun, hangi koşullarda olursa olsun sağlıklı beslenme alışkanlığını bütün herkese doğru şekilde aktarmak. Bunu aktardığımı bildikleri zaman insanların istekleri artıyor ve biz de işte o günden itibaren başlıyoruz her şeyi paylaşmaya. Zaman içinde yaptıkları kaçamakları bile anlatıyorlar. Mesela o gün bir arkadaşıyla birlikte bir çılgınlık yaptı ve börek yedi. Yakın gördüğü için bunu bizimle paylaşıyor. Ben insan olduğumuzu bir kez daha anlatıyorum onlara. “Evet, insanız ve nefsimiz var, irademize yenilebiliriz” diyorum. Tekrar anlatmaya başlıyorum. Bana hak veriyorlar ve her yemek sonrası tatlı yerine kahve istemesi o kişi için bir zafer oluyor. Yavaş yavaş her şey oturmaya başlıyor.
Sağlıklı kilo vermenin püf noktası nedir?
Öncelikle insanın kendi bedenini çok iyi tanıması gerekiyor. İster 10 kilo, ister 2 kilo vermek istesin. Bu kişi önce kendi bedenini tanıyacak. O kiloyu neden aldığını bilecek. Genetik bir formasyon nedeniyle mi alıyor; biyolojik yapısı mı müsait; yoksa sosyal hayatındaki bir düzensizlik nedeniyle mi alıyor? Bunlardan mutlaka bir tanesidir neden. Eğer gense nedeni -ailede tiroit, şeker, kanser, şişmanlık varsa- tespit edilip uzman doktor denetiminde tedavisine hemen başlanıyor. Biyolojik bir nedense, meselâaneminiz vardır, sürekli yorgunluk halsizlik hissedersiniz ve sürekli yemek yeme ihtiyacı duyarsınız, hemen bunların tedavisine başlıyoruz. Neden sosyal hayatınızsa, gününüzü tersten yaşıyorsanız hemen ona göre bir diyet yazıyoruz. Kişinin nasıl beslenmesi gerektiğini her koşulda anlatıyoruz. Kilo almanın nedenleri belirlendiği zaman, çözüm zaten çok kolay oluyor.
Diyet yazarken neleri göz önünde bulunduruyorsunuz? Bir kibrit kutusu peynir, 2 zeytin… Sizin ölçünüz ne?
Biz de kibrit kutusu yok. Çünkü herkesin diyeti farklıdır. Elbette bütün dünyanın kabul ettiği standart doğrular var. Biz öncelikle kişinin vücudunu tanıyıp, vücuda uygun kimyasal formülü bulduktan sonra uygun bir liste hazırlıyoruz. Listede mutlaka tahılı bol ekmek oluyor. Bunun dışında kimi yumurtayla, kimi yoğurtla başlıyor. Bunu söyleyebilmek için o kişinin biyokimyasal yapısı ve sosyal hayatı ortaya çıkartılıyor. Bizim birinci önceliğimiz bu.
Önceden kalori ilk belirleyiciydi. Kalori elbette önemli; ama uzun vadede insülin ve tiroit salgılarınız, kolesterol döngünüz daha önemli. Biz bunların hepsini hesaba katarak bir diyet yazıyoruz. Diyette yeme sıklığı da çok önemli. Sabah, öğlen, akşam ve ara öğünler mutlaka olmalı ama ne vakit yendiği hiç önemli değil. Yediden sonra yemek yememe gibi bir durum yok. Çünkü mümkün değil böyle bir şey. Küçük bir yerde yaşamıyoruz ki yediden önce evimizde olalım. Dolayısıyla bütün bu detayları göz ardı etmeden bir diyet yazmak gerekiyor.
En çok ve en az kilo aldıran besinler neler?
GI (Glisemik indeks) diye dünyaca bilinen bir indeks var. Glisemik indeks, belli bir gramajdaki besinin içerdiği şeker oranını ve bu şeker oranının insülini etkileme durumunu ölçüyor. Diyet öyle yapılmaz. Mesela içindeki şeker oranını bilmeden sadece ben muz yiyeyim yanına da bir bardak su içeyim; akşama da havuç salatası yiyeyim; sabah kahvaltısında da üzümü yoğurtla karıştırıp yiyeyim şeklinde bir diyete başvurursanız hiç kilo veremez aksine kilo bile alırsınız. Az miktarda yiyip ızdıraplı bir diyet yapacaksınız ve istediğiniz sonucu alamayacaksınız. Ama çok az yağda pişirilmiş sebzeler yiyebilirsiniz. Meyvelerde de ister kiraz ister şeftali olsun hepsini belli oranlarda yemek zorundasınız. Ekmek, makarna, pilav gibi besinleri asla yemeyin demiyoruz aksine doğru oranlarda mutlaka yenmeli. Özellikle bunların kepekli olanlarından yemenin hiçbir sakıncası yok. Glisemik indeksi yüksek olan yiyeceklerin doğru bir şekilde tüketilmesi halinde bütün besinler hayatımızda olmalı. Çünkü doğa bütün besinleri bir tüketelim diye sunuyor bize.
Size her başvurana diyet programı yazıyor musunuz?
Öncelikle kim gelirse gelsin, ilk önce yapacağımız şeyin bir rejim programı değil sağlıklı beslenme alışkanlığı olduğunu söylüyoruz. Çünkü her gelen kişi için buraya geldiği andan sağlıklı kiloya ulaştığı ana kadar tamamen sağlıklı beslenmeyi hayata geçirmeyi hedefleyen seanslar düzenliyoruz. Yoksa ille de 15 kilo verdireceğiz diye bir şey yok.
Biz önce gelen kişinin nasıl beslendiğini tüm açıklığıyla anlatmasını istiyoruz. Anlattığı şeyler içindeki yanlışları tespit edip neler yapılması gerektiğin söylüyoruz. Mesela kahvaltıyı geçiştiriyorsunuz, ara öğünler yerine abur cubur mu yiyorsunuz? Biz bunların karşılığında size doğru beslenmeyi anlatıyoruz.
Peki, nedir doğru beslenme?
Vücudunuza sağlıksız yağın ve şekerin girmemesini sağlamak. Çünkü bunun sonucunda vücut doğru şekillenir. Herkes incecik olmak zorunda değildir. Önemli olan vücudun doğru dengedeki yapıya ulaşmasıdır.
Bu şekilde anlatınca insanlar bunun bir diyet programı olmadığını fark ediyor. Bazen geliyorlar “Taylan Hanım, acilen iki kilo vermem gerekiyor” diyorlar. Hemen reddediyorum. Çünkü verdiği iki kiloyu sonradan alacak zaten. İki kilo uğruna metabolizmasını allak bullak edecek.
Sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlığını kazanmak zor bir süreç mi?
Çok zor bir süreç ve bunu hiçbir şekilde göz ardı etmemek lazım. Doğduğunuz andan bize müracaat ettiğiniz ana kadar yemek yeme ile ilgili öğrendiğiniz bir sürü şey var. Bir damak zevki oluşmuş ve siz bunların hepsini birden kesiyorsunuz. Bir kere inanmazsanız bu zorluğu iki kere daha artırıyor. Biz zaten gelen herkese bunun zor bir iş olduğunu anlatıyoruz. Çok zor vazgeçilir ama vazgeçilir. Önce beraber yavaş yavaş yemeyi öğreniyoruz. Örneğin bir kahveyi ya da çayı nasıl içeceğinizi, ondan sonra suyu nasıl tüketeceğiniz öğretiyoruz. Bunların hepsi eğitimin içindeki gizli öğretiler. Hak vererek destekliyorsunuz.
Ben sağlıklı besleniyorum ve sağlıklı beslenmenin uzun vadede faydasını görenlerdenim. 44 yaşındayım ve iki saatlik uykuyla zımba gibi kalkıyorum. Çok çalışmazsanız bu kadar deli ormanının içinde başarılı olmazsınız. Tabi bu yoğunluğu 45 yaşına kadar yaşayacağım. 45 yaşından sonra haftada üç gün çalışacağım. 2 gün mutlaka dinleneceğim.
Hiç mi kaçamak yapmıyorsunuz?
Elbette yapıyorum. Mesela pazar günlerimin bir bölümü bana ait artık. Bir de benim kayboluşlarım vardır. Yok olurum ve hiç kimse bilmez nerede olduğumu. O zaman giyerim rahat kıyafetlerimi, yürürüm saatlerce. O anda ne bir şey düşünürüm ne de başka bir şey yaparım. Bu anlar benim kendimi şarj edişlerimdir. Bazen giderim çok sevdiğim bir otele, sabaha kadar uyurum. Kapatırım bütün telefonlarımı ama yakınlarım bilirler ki ben buralardayım ama yalnız kalmak istiyorum.
İki tane kızınız var…
İkisi de ben çok gençken doğdu. Şimdi o zamanlarımı düşünüyorum da hayretler içinde kalıyorum. O zamanlar onlara zaman ayırıyordum. Ama ben çocuklarıma akılları erdiği ilk anda çalışan bir anne olduğumu ve önemli olanın ne kadar vakit geçirdiğimiz değil nasıl vakit geçirdiğimiz olduğunu anlattım. Titiz annelikten yana değilim. Çocuklarımı özgür olmayı, çalışan ve üreten bir kadının ne kadar önemli olduğunu göstererek büyüttüm. Bence önemli olan budur.
İstanbul’daki bir çok restoranın mönüsünü biliyorsunuz, bu kadar yoğunluğunuzun arasında bunu nasıl başarıyorsunuz?
Günde en az 40 insanla sohbet ediyorum. Benim hastalarımın çoğu gurme ve bana da tavsiyede bulunuyorlar. Ben de bir kısmını deniyorum. Zaten garip bir hafızam vardır. Bir çok şeyi hiç unutmam.
Şiir de yazıyorsunuz…
Çok seviyorum şiir yazmayı. Kara kaplı defterlerim vardır ve onlar benim hayatımın her yerinde olur. Çantamın içinde, banyoda, iş yerinde, mutfakta… Ayrıca biraz fazla duygusalım, öyle her şeyi yüzeysel yaşayamıyorum. Dolayısıyla bu şiirleri kendimle baş başa kalabildiğim zamanlarda, yolculuklarımda yazıyorum. Kaçışlarımda yazıyorum.
Yakında Doğan Kitapçılık’tan “Beslenme Bilinci” adı altında 15 kitaplık bir seri çıkartacağız. Bu seri yayınlandıktan sonra da şiirlerimi topladığım bir kitap yayınlayacağım. Bu da ruh beslenmesi ile ilgili bir kitap olacak.
İstanbul’la ilişkiniz nasıl?
İstanbul aşkın kendisi olduğu için ondan vazgeçemiyorsunuz. İstanbul’da en çok Gezi Pastanesi’ni seviyorum. Ara Kafe, Rejans, Pera Palas’ın kafesi, Four Seasons ve Sultanahmet’teki Puding Shop da favorilerim arasında. Gümüşsuyu ve Bebek dışında, Beyoğlu’nu da çok severim. Ne kadar kalabalık olsa da İstanbul’un gerçek yüzünü orada görebiliyorsunuz.
Son trend doğal beslenme…
Doğadan gelen varlıklarız ve endüstrileşmeden önce hayatımızda sadece doğal besinler vardı. Doğaya dönüşün en büyük sebebi, insanların fark etmesi. Artık daha sağlıklı beslenmek istiyoruz. Ama bunu da abartmamak lazım. Çünkü endüstriyelleşme aynı zamanda insana kolaylık getiren bir süreçtir. Çünkü zamana ihtiyacımız var ve tercih yapmak zorundayız. Konserve, dondurulmuş gıda tabi ki tazesine göre çok iyi değil. Ama siz hiçbir şekilde sebze yiyemiyorsanız, o zaman da sağlıklı yapılmış bir konserveyi veya dondurulmuş bir sebzeyi tercih etmelisiniz.
Bir de doğalla organiği çok iyi ayırmak gerekiyor. Organik sebze ve meyve üretebilmek için ürünün yetiştirilmesinden toplanışına; paketlenmesinden saklanmasına kadar belli koşulları yerine getirmek gerekiyor. Eğer bir farklılık yaratmak istiyorsanız neye ihtiyacınız olduğunu belirleyin ve ona göre beslenin. Organik pazarlardan alışveriş yapın. İlla köy tavuğu yenecek diye bir şey yok. Hatta sağlık kriterlerine uygun, kurumsallaşmış bir yerden tavuk almak daha sağlıklı. Her kullandığınız ürünün üretim ve son kullanım tarihine bakın. Bu alışkanlıkları kazandığınız takdirde empoze edilmeye çalışılan doğal beslenme yerini bulur, diğer türlü takıntı şeklinde devam eder.
Son olarak…
Ben özellikle şunu belirtmek istiyorum. Önce kendimizi tanımalı sonra da çok kirlenen bir dünyada olduğumuzu ve bu dünya içerisinde doğru ahlak ve bilgiyle doğru insan olarak hareket etmeyi unutmamak lazım.
Röportaj: Eda Özer
Kaynak : istanbul.com






















